19 Ağustos 2010 Perşembe

Carlos Castaneda-Büyü-Mantar-Tırsmak-Böcek

PS: Çok boş değilsen okuma bunu. hatta blogu. öptüm.

Geçen gün Kabalcı kitapevinde dolandım dolandım kucağıma doluşturduğum kitaplara en son "Carlos Castaneda-Don Juan'ın Öğretileri"ni de ekleyip güzelce evime geldim. Şimdi bu Don Juan amcamız Meksikada yaşıyor tüm otları, mantarları da biliyor. Carlos ise doktora öğrencisi bu sıralar ve beni fıtık eden sorular soruyor devamlı bizim amcaya. Amca tabi sakin, iç huzuruna ulaşmış, efendi bi adam olduğundan bu sorulara her zaman derin bir iç çekip "sonra anlatırım yeğeniim, günü geldiğinde anlayacaksın yeğenimm, hayat peyote'ye benzer yeğeenim" tadında cevaplar vererek başından savıyor.

Neyse efendim.. Kitabın sonlarına gelmişim, çift kişilik yatağımda L şeklinde yatmış bi de utanmadan kollarımı olabildiğince açmışım kitabı okuyorum. Birden Carlos triplere girdi vs. bunu öldürmeye çalışan bi diablora(kadın büyücü) çıktı. İşte Carlos bi ayağı üzerinde zıplarken bi eliyle de baldırına vuruyor ki kadın büyücü kendine yaklaşmasın, zarar veremesin. Don Juan ın öğretileri işte hep bunlar. Kitabın bu sayfalarını okurken çok tırstım. Zaten tırsak bi bünyeye sahibim. Kitabımı bitirip pencereden sarkarak sigaramı içmeye başladım. O sırada da hala tırsık bi vaziyette lan benm başıma gelse, olm çıkmaz di mi dolaptan, bunlar şaka di mi, bilimkurgu kitabı mı aldım ben yoo bildiğin based on a true stroy bu diye düşünürken odama devasal boyutta bi böcek girdi. Bir de utanmadan gitti yatağımın arkasına saklandı ama nası ses çıkarıyo arı desen arı değil. Tüm bunların üstüne çok korktum. Evet ben o kadın büyücünün böcek şekline girip benimle savaşmaya geldiğine inandım. Ve evet nerdeyse bi bacağımın üstünde zıplayıp baldırıma vurmama ramak kalmıştı. Çıktım odadan ama raid sprey ve cam sil sprey ikilisiyle birlikte döndüm odama. Sonuçta öldürdüm. Tırtılın gövdesi, sineğin dev kanatları, hamaböceinin derisini almış bişiydi.

Ve ben daha Carlos Castaneda okumam arkadaşım. Yalnız şunu belirtmek isterim: Kesinlikle mantar olsun, ot olsun, duman olsun vs. kafa yapan her şey hakkında bilgim arttı. Peyote mantarının içinde bolca bulunan Mescalito'ya tapar oldum. Kafa olmak için 8 adet peyote mantarı yemek gerekiyormuş. Çiğ çiğ yersen acıymış ama en etkili yoluymuş. Bu arada şeytan otu diye bir şey var yapımına kadar anlatıyor. İnsanın canını çektiren bi kitap olmuş ama o kadar.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Bazı

Açar bütün kapıları bir el bazı
Can evini tutar bir hoş gazel bazı
Alev alev yakınlaşmak için sana
Senden uzaklaşmak bile güzel bazı.


23 Temmuz 2010 Cuma

Blueberry Pie







My Blueberry Nights diye bir film izlemiştim yaklaşık 2 sene önce.. Filmin kadrosu ağızları açık bıraktıracak cinsten: Jude Law, Norah Jones, Natalie Portman. Natalieciğimin o güzel yüzünü görmek için bile izlenebilir. Film vasattı lakin benim taa o zamandan aklıma kazınan, filmin en beğendiğim sahnesi yabanmersini diye çıldırmama neden oldu. Norah Jones, kocaman bir yabanmersinli turtayı önüne alıp gece boyunca hem ağlayıp hem yedi. İşte o günden beri kocaman bi yabanmersinli turta yapmak istemişimdir.


Elizabeth: Why do you keep them? You should just throw them out.
Jeremy: No. No, I couldn't do that.
Elizabeth: Why not?
Jeremy: If I threw these keys away then those doors would be closed forever and that shouldn't be up to me to decide, should it?
Elizabeth: I guess I'm just looking for a reason.
Jeremy: From my observations, sometimes it's better off not knowing, and other times there's no reason to be found.
Elizabeth: Everything has a reason.
Jeremy: Hmm. It's like these pies and cakes. At the end of every night, the cheesecake and the apple pie are always completely gone. The peach cobbler and the chocolate mousse cake are nearly finished... but there's always a whole blueberry pie left untouched.
Elizabeth: So what's wrong with the blueberry pie?
Jeremy: There's nothing wrong with the blueberry pie. Just... people make other choices. You can't blame the blueberry pie, just... no one wants it.


Ve bugün.. o turtayı yaptım bebek! :)

Önce yabanmersinlerini güselce yıkadım. Tadı.. Hm.. Çekirdeksiz siyah üzümle eriğin karışımı gibi. Sonra 1 yumurta, 2 bardak un, az tuz, azcık süt ve katı halde olan tereyağını(125gr) rondodan geçirdim. Bu karışımı buzdolabında 1 saat bekletirken o sırada yabanmersini, 1 kaşık pekmez, yarım limon suyu, tarçın ve cevizlerden oluşan karışımımı hazırladım ve onları da buzdolabına koydum.. Sonracığıma.. İşte, hamuru bi borcama yaydım 20 dk 200 derece fırında pişirdim ve üstüne de yabanmersinli karışımı katıp bi yarım saat daha pişirmeye devam ettim. Tarifi, http://gidgidgda.blogspot.com/2009/07/organik-yaban-mersinli-turta.html adresinden aldım, daha başka bi sürü güzel yemek, tatlı var bu blogta..Biraz hamurum artmıştı onu da üstlerine rendeledim fırına koymadan önce. Piuuvv ne karışık anlattım. İşte o yüzden bi yemek blogum yok benim. Neyse bikaç foto çektim onları koyayım..








17 Temmuz 2010 Cumartesi

Elif Shafak: The Politics of Fiction

Hem çok iyi bir yazar hem de iyi bir konuşmacı olmak zordur. Kendinden emin, neyden söz ettiğini bilen biri aynı zamanda da konuşmanın sonunda gözleri dolup yüzü hafifçe kızarabilecek kadar mütevazı olmak daha zor.

En sonunda söylediği şiirin sözleri de şöyledir:
Come, Let us all be friends for once
Let us make life easy on us
Let us be lovers and loved one
The earth shall be left to no one

Yunus Emre


15 Temmuz 2010 Perşembe

a change of heart

Şu saatlerde bi meditasyona ihtiyacım var. Yok be yahu hiç de yapmam. Ama artık yapmaya başlasam iyi olacak diye düşünüyorum zira içimdeki öfke öyle bir artıyor ki, koşmaktan kıpkırmızı olmuş kalbimi sigarayla birleştirince nefessiz kalıyorum. Ya da.. çok fazla önemsemekten dolayı o kadar çok sinirleniyorum ki nefesim yetmiyor. Yetmiyor resmen yetmiyor! Ne ben yetişebiliyorum ne de yetebiliyorum. Öyleyse ışığımı kapayıp, mumumu(ne güzel bi kelime!mumumumumumu) yakıp derin nefes alıp veriyorum.. Ne düşünsem ki..Değiştiğimi!